Meksika Ana Karasında Yolculuk
Yazar: Erol AYNACI

Meksika Ana Karasında Yolculuk


21.04.2016

Meksika'nın Baja California Yarımadası'ndan feribotla yeni tanıştığım ve motoruyla kıtanın güneyine sürecek Kanadalı Bob ile beraberim. Feribot 3 katlı ve yolculuk 19 saat sürecek. 

Daha ucuza gelsin diye kendimize yatacak oda ayarlamadık, koltuklarda epey rahat görünüyor zaten, hem feribotun üst katında sürekli açık barda var. Uzun süre güvertede zaman geçirip koltukta kısa bir uyku sonrası liman şehri Mazatlana vardık. Şehrin içine girmeden motorlarımızı sahil boyu ve ücretsiz yoldan güneye doğru sürmeye başladık. Meksika ana karasındayız artık ve yol boyu küçük sahil kasabaları görüyoruz. Yaklaşık 180 km yol aldıktan sonra sakin ve huzurlu gibi görünen sahil kenarına çekip kampımızı attık. 

Yandaki küçük restaurantı işleten aileyle tanışıp motosiklet kullanan genç çocukla motorlar hakkında konuşuyoruz. Tekerleri ve zinciri bitik durumda, en kısa zamanda değiştir diyoruz. Sahilde yürüyüp karanlık bastırınca çadırlarımıza çekiliyoruz. 

Mızıkamı çıkarıp saatler boyu dalga ve hafif rüzgar sesleri eşliğinde çalabildiğim parçaları çalıyorum, hatta yeni şarkı çıkarabilir miyim diye de uğraşıyorum. Sabah kalkınca hızlıca hazırlanıp kahvemizi içerken Bob'un yedek lastiğinin, benim de eldivenimin olmadığını farkediyoruz. Gece birileri aşırmış malzemeleri. Dün konuştuğumuz gence anlatıyoruz problemi, gözümüzün içine bakmadan bilgisi olmadığını söylüyor. Yapacak çok bir şey yok. Motorlarımıza atlayıp en yakın kasaba olan Tepic' de eksiklerimizi tamamlıyor, daha önce yolda düşüp kaybolan km kablosunun yenisini takıyor ve yola devam ediyoruz. Tek şeritli ücretsiz sahil yollarından devam edip uygun yerlerde kamp atmaya devam ediyoruz. 

Geçtiğimiz yerler genelde ormanlık, yolun belli bölümlerinde ağaçlar üstte birleşerek tünel oluşturuyor, yan tarafta bazen 2-3 metreyi bulan otlar var. Sanki her an otların arasından bir şeyler çikabilir gibi temkinli sürüyoruz. Kamp attığımız yerlerden genelde 6 gibi hazırlıklarımızı yapıp ayrılıyoruz. Bu şekilde hem güne erkenden başlayıp daha fazla yol alabiliyoruz, hem de geçtiğimiz yerlerin tadını çıkarıyoruz. Manzanilla kasabasına vardığımızda ucuz bir hotel bulunca kalmaya karar veriyoruz. Aynı odayı paylaşınca fiyat dahada ucuza geliyor. Kasaba, okyanus kenarında bir balıkçı kasabası. 

Okyanusla bağlantılı, timsahların yetiştirildiği bir gölet var burda. Sahilde ağ ve olta ile balık yakalamaya çalışanlar, kıyı boyunca dizilen evler, bir kaç restaurant ile bu kasaba sevimli geliyor bana. 

Ertesi gün Bob yola devam etme kararı aldığından, ben kalıp buraları gezinmeye karar veriyorum. Bob'la sürüş yapmak harikaydı ancak acele etmeyi sevmiyorum, onun zamanı ise sınırlı. 

Vedalaştıktan sonra önce yüzlerce timsahın olduğu göleti gezip sahilde uzun uzun yürüyorum. 

Karnım acıkınca çok ucuz fiyatlara taze deniz ürünleri ve lokal birayı tadıyorum. Bulunduğum kasabada 'Kar kuşu' denilen Kanadalılar var. Ülkelerinde kış şartları zor olduğundan o dönemlerde daha sıcak olan Orta Amerika taraflarına gelip bir kaç ay kalıyorlar. O nedenlede 'Snow bird' yani 'Kar kuşu' diye tanımlıyorlar kendilerini. Kasabada iken akşam hep daha önceden duyduğum 'Ölüleri Anma Festivali' ne tanık oluyorum. Gündüz mezarlar ziyaret edildikten sonra akşam 'en güzel ölü' yarışması yapılıyor. Yüzlerce kişi en güzel ölü makyajını yapıp kostümünü giyiyor ve yarışmada birinci olmayı çalışıyor. Oldukça geniş bir alanda ölülerin fotoğrafları ve etrafında mumlar, sevdiği eşyalar ve hayat hikayeleri yazan broşürler var. 'Dia del muerto' denilen bu özel gündeki kutlamalar beni oldukça etkiliyor. İnsanların içki şişelerini alıp, müzik ve büyük bir coşku eşliğinde bunu kutlamalarını imrenerek izliyorum. Kanada'dan, binlerce kilometre öteden yola çıkıp bu dönemlerde buralara ulaşan kral kelebeklerinin hikayesini de bu olayla birleştirince kutlamalar daha da bir anlam kazanıyor. Kanada'dan buralara kadar gelen kelebeklerin ölenlerin ruhları olduğuna ve bu dönemlerde aileleri ziyaret etmek için buralara geldiğine inanılıyor. Söylence ne kadar doğrudur bilmem ama kutlamalara mistik bir hava katıyor. 

Kasabada yeterince dinlenip motorumun bakımını da yaptıktan sonra güneye, Michoacan yoluna devam ediyorum. E-200 denilen ücretsiz yoldan yine ve sağda-solda yüksek otlar devam ediyor yine. 

Sıklıkla yolda karşıma sığır, eşek, domuz ve yeşil büyük kertenkeleler çıkıyor ama alıştım artık bunlara, sadece dikkatli sürüş yapmak gerekiyor. 

Cebimde sadece bozuk paralar var ve küçük yerleşim yerlerinde ATM yok. Ben de genelde çok ucuz ve bol miktarda olan meyvelerden satın alarak yola devam ediyorum. 

Askeri kontrol noktaları çok fazla, ama her seferinde baş işareti ile selam verip devam ediyorum. Durduran ya da soru soran pek olmuyor, olsa bile en çok nereye gittiğimi soruyorlar. Bir ara yol boyu dizilmiş ve başları kesilmiş 20 kadar koyun görüyorum, etrafında da askerler. Belli ki burda bir problem olmuş, ancak durmadan ilerliyorum yoluma. Meksika'da özellikle Michoacan ve Guerrero eyaletlerinde ekstra dikkat etmem gerektiği söylenmişti bana. Suç oranı bu bölgelerde daha yüksekmiş. Şimdiye kadar olumsuz bir durumla karşılaşmadım ve gündüz sürüş yaptığım sürece hep güvenli hissediyorum. Orta Amerika da değişmeyen kurallardan biri bu zaten; zorunlu olmadıkça gece sürüş yapmayın. Michoacan eyaletinde playa azul (mavi plaj) kasabasına geldiğimde ingilizcesi iyi olan Enrica'nin otelinde kaldım. Enrica Las Vegas' ta 10 yıl çalışmış, 12 yıl önce kol makinalarında 1000 dolar para kazanıp şimdi yasadığı yerde arsa satın almış ve hayatı değişmiş. Herkes bu kadar şanslı olamaz tabi, bu bir uyarıdır, 'Sakın kumar oynamayın'. 

2 gün dinlenip güneye doğru tekrar yol almaya başlıyorum. Bazı yerlerde yolları taşlarla kapatıp protesto yapan halkla karşılaşıyorum. Bir kaç gün önce stadyumda maçı izledikten sonra otobüsle eve dönerken kaybolan 43 öğrenci için bu protestolar. Nasıl olduysa kayboldular ve onlardan haber alınamıyor, herkes öldürüldüklerini düşünüyor. Ülkenin çoğu kentinde de benzer protestolar var. Bazı yerlerde benim için yolu açıp tekrar kapatıyorlar, bazı yerlerde de tarlaların içinden kendime başka bir yol arıyorum. Lazaro Cardanas kasabasına vardığımda Meksika nın tek benzin dağıtımını yapan Pemex' te kahve molası veriyorum. Ben kahvemi içerken arkasında onlarca asker olan bir kamyonet geliyor, askerler her tarafa dağılıp güvenliği sağlarken kamyonete de benzin dolduruluyor. Sıkıyönetim olan bir bölgedeymişim gibi hissediyorum ama burda yaşayan halk için tamamen normal bu tür şeyler, ben de alıştım sanırım. Akşam gün batımı yaklaşana kadar Geziperesti sürmeye devam ediyorum ve yoğun yağmurda başlayınca sahil kenarında bulduğum ucuz bir otelde konaklıyorum. Etrafta hiç bir şey yok, ne internet ne de dolaşılacak bir yer ve herkes saat 20 civarı uyuyor burda. Ben de erkenden biraz kitap okuyup yatmak zorunda kalıyorum. Sabah uyanıp tencerede su kaynatıp (çoğu yerde su tencere veya tavada kaynatılıyor, Cattle falan kullanmıyorlar) kahvemi içiyorum. Eşyaları motora yüklerken arka tekerin patlak olduğunu farkedip iç lastiğe yamasını yapıştırıyorum.
Her şey güzel de, kontağı çevirince motorda çalışmıyor. Akünün bittiğini düşünüp aktarma kablosu ile motoru çalıştırıyorum ve yola devam ediyorum. 

1 saat sonra çok güzel bir tepede mola verdiğimde yine motor çalışmıyor ve aktarma kablosunu tekrar kullanıyorum. 

1 saatte akünün şarj olması lazımdı aslında ama başka bir problem var sanırım. Yolumun üzerindeki ilk kasabada bulduğum motor tamircisinde duruyorum. Gayet sempatik ve yardımsever genç Francisco, bir yandan motoru kontrol ederken öte yandan beraber çalıştığı ve İngilizce konuşabilen eniştesini çağırıyor. Problem akünün suyunun bitmesi. Voltajı ölçtüğümüzde o nedenle normal görünüyor ama suyu bayağı azalmış. Elektrolit ekleyip sorunu hallediyoruz. Artık saat geç oluyor ve onların evinde kalabileceğimi söylüyorlar. Dünden razıyım zaten. Guerrero eyaletinde, sözde Meksika nın en problemli bölgelerinden birinde hiç tanımadığım insanların evinde kalacağım. Evlerine gidip yemek yiyor, sonrasında küçük bir kamyonetle Hindistan cevizi toplamaya gidiyoruz. 

Etraftaki evlerin bazılarının duvarları en az 3 metre yükseklikte ve dikenli tellerle çevrili. Francisco bunun güvenlik amaçlı yapıldığını ve o evlerde uyuşturucu ticareti yapanların yaşadığını söylüyor. Kaybolan 43 öğrenci ile ilgili olarak ta; komşularının 2 oğlunun kayıp olduğunu ve yolları kapatıp protesto yapmak dışında seslerini duyuramadıklarını ekliyor. "İnternet var mı burda?" diye sorduğumda ise verdiği cevabı unutacağımı sanmıyorum. 'Erol, içtiğimiz suyun bozuk rengini gördün. Doğru dürüst su olmayan yerde internet nasıl olsun?'. Haklı çocuk, benim ki garip bir soruydu. Beraber güzel bir gün geçirdikten sonra sabah beraber kahvaltı yapıyor ve tekrar bir gün görüşmek üzere vedalaşarak güneye, Acapulco şehrine doğru yol alıyorum. 


Acapulco 1950' li yıllarda John Wayne ve Tarzan'ı canlandıran aktörün buralara gelmesiyle ünlenen ve kısa sürede Meksika' nın en önemli turistik noktalarından biri haline gelen bir yer. Ancak son yıllarda güvenlik kaygısı nedeniyle önemini büyük ölçüde kaybetmiş. Turistler için Meksika demek Baja Yarımadası ve Cancun demek bu dönemlerde. Sadece benim gibiler ve sırtçantalılar Meksika'nın diğer bölgelerini gezmeyi tercih ediyor. Şehre girer girmez trafik keşmekeşi yaşıyorum ve uzun aramalarıma rağmen güvenli ve aklıma yatan bir hostel bulamıyorum. En son biraz pahalı da olsa kafamı rahat dinleyebileceğim Caleta plajı manzaralı bir otelde yer buluyorum. 

Akşam dışarıda dolaşmayı denesemde, yüzlerce federal polisi etrafta görünce pek bulunduğum yerden uzaklara gitmemeye çalışıyorum, taksi ile gitmek iyi bir seçenek olabilir ama içime sinmiyor. Bu sekilde her gün akşama doğru düzenlenen ve yüksek bir uçurumdan okyanusa atlayışın yapıldığı gösteriyi de kaçırıyorum. Acapulco beni pek cezbetmedi ve ertesi gün tekrar güneye doğru devam ediyorum. Yolda karşılaştığım herkesle iletişim kurmaya ve konuşmaya çalışıyorum olabildiğince, en çok da öğrencilerle. İçlerinde az buçuk İngilizce konuşan birileri çıkıyor mutlaka. Eh, benimde İspanyolcam felaket bu dönemlerde. 

Puerto Escondido şehrine vardığımda hemen bir hostel ayarlıyorum. Burası dalga sörfü yapmak isteyenler için bir cennet, aynen Hawai gibi. Benim gibi sörf yapamayanlar ise Meksika'nın lokal biraları, tekilası ve deniz ürünlerini tadabilir. Akşamları sahil kenarındaki barlarda sabahlara kadar parti ve danslar eşliğinde eğleniliyor. 

Bu eğlenceli ve biraz da turistik yerden sonra Oaxaca şehrine gitmeyi düşünüyorum. Artık sahil kenarlarından ayrılıp Meksika'nın içlerine gitmek istiyorum. Dağ yollarını tercih ediyorum bunun için. 

Dar ve bozuk yollardan kısa sürede 3000 metrenin üzerine çıkıp yağmur ve siste sürüş yapıyorum. 

Oaxaca şehrine varmam iki günümü alıyor. 

Şehir merkezinden yaklaşık 15 km uzaklıktaki, Zapotec'lerin döneminden kalma 2500 yıllık Monte Alban harabelerini geziyorum. Oldukça iyi korunmuş yapılar ve şehri 1940 metre yüksekliğe kurmuşlar. Bu kadar yüksekte kurulunca tarım için teraslama yöntemini bulmaları da oldukça doğal. Her yapının önündeki bilgilendirme notlarını okuyor ve okudukça o döneme hayranlığım giderek artıyor. 


Oaxaca şehri sonrasında önce berbat hale gelmiş yan çantalarımın kopan yerlerini bir bira karşılğınnda tamirciye yaptırıyorum, ardından Palenque şehrine doğru yoğun yağmur ve sis altında devam ediyorum. 

Bazı yerlerde taşlarla yolun kapatıldığı protestolar olsada bu beni pek geciktirmiyor. Palenque'de kalacağım yeri ayarlayıp ardından dünyanın en önemli Maya antik kentlerinden biri olan Palanque harabelerini gezmeye başlıyorum. Sadece %10' luk bir kısmı gün yüzüne çıkarılmasına rağmen oldukca büyük bir alan kaplıyor. Ormanın içinde küçük taş yoldan ilerliyor ve ardından tüm ihtişamıyla karşınıza çıkıyorlar. 

Çok sayıda tapınak, savaşçı kulübesi, kule ve ana binayı gördükten sonra ağaçlardaki maymunların eşliğinde çıkışa doğru yöneliyorum. Tahta bir köprüden geçerken büyük bir gürültüyle akan şelale ayrı bir mistik hava katıyor geziye. 

Çıkıştaki müzeyi gezdikten sonra hostele dönüp diğer turistlerle vakit geçiriyorum. Ertesi gün önce diğer Maya kenti olan ve Yucatan Yarımadası'nda bulunan Chichen Itza antik kentine doğru yol alıyorum. Yolda çok kayda değer bir şey yok ve Atlas Okyanusu kenarlarına yaklaştığımda rüzğar oldukça şiddetli. Chichen Itza' ya geç saatlerde ve çok sık yapmadığım gece sürüşü ile varıyorum. Gece sürüş yapmanın en olumsuz tarafı karşınıza her an bir hayvanın atlayabilme ihtimali, araçların trafik kurallarına pek uymaması ve ışıklandırmanın yetersiz olması. Ucuz bir hostel bulup hemen tanıştığım Fransız bir arkadaşla sokakları dolaşıyoruz. Bir barda çok güzel hatunları görünce orda bir şeyler içmeye karar veriyoruz. Ancak kısa bir muhabbetten sonra onların transseksüel olduğunu öğreniyoruz. Muhabbet güzel geçiyor ancak cinsel tercihlerimiz farklı. Ertesi gün yine Antik Maya şehri olan Chichen Itza harabelerini geziyorum. Burdaki Kukulkan Piramidi Dünya'nın yeni yedi harikasindan biri sayılıyor. El Castillo denilen bu piramit yapının önünde el çırpıldığında karşıdan kuş sesini andırır ses geliyor. Bu mimari yapıdan ve 45 derecelik açıdan kaynaklanıyor sanırım. Orayı ziyaret ederseniz sizde el çırpın, hem bu etkileyici sesi duymak hem de Mayalara saygınızı göstermek için. 

Çok büyük tarihi kalıntılar arasında gezerken sıklıkla jaguar sesi duyabilirsiniz. Korkmanıza gerek yok. Bu sağda solda satıcıların küçük aletlerle çıkardıkları bir ses. İster o küçük aleti ister hediyelik eşyaları çok ucuza alabilirsiniz, pazarlık yapabiliyorsanız tabi. Chichen Itza' dan sonra direk Cancun' a gittim. Burası ABD' deki Las Vegas' ın aynısı, hatta daha iyi olduğunu söyleyebilirim. 

Sokak başı "Masaj ya da kadın ister misin?" sorularına alışmanız lazım. 60-70 km ilerisinde Playa Del Carmen denilen yerde beybeyaz kumsal ve muhteşem sahil var. 

Cancun'un gece hayatı ise sabahlara kadar devam ediyor. Congo barı oözellikle tavsiye ederim. Giriş ücreti karşılığı içkiler sınırsız ancak ne kadar içtiğinize dikkat edin, ben dikkat etmedim çünkü. 

Hostelde tanıştığım Hollandalı Gina ile motosikletle gezip, yakınlardaki meşhur Cenote denilen yerlerde (magara benzeri, içinde sarkıt dikitlerin olduğu ve metrelerce yükseklikteki kuyulardan suya atlayıp mağarada yüzebildiginiz yerler) yüzdükten sonra artık Küba'ya gitmem gerekiyor. 

Zaten Cancun'a da onun için gelmiştim. 

Hep uzaktan takip ettiğim, hayat hikayelerine büyuk saygı duyduğum Che ve Fidel, klasik arabalar, salsa, mutlu insanlar ve güzel kadınlarla dolu olan mistik Küba'da acaba neler yaşayacaktım?

Erol AYNACI

motorcular.com'da üye ve kurumsal kullanıcı üyelerinin oluşturduğu tüm içerik, görüş, bilgi ve belgelerin doğruluğu, eksiksiz ve değişmez olduğu, yayınlanması ile ilgili yasal yükümlülükler içeriği oluşturan kullanıcılara aittir. motorcular.com portalına girilen içeriklerin, görüş, bilgi ve belgelerin yanlışlık, eksiklik veya yasalarla düzenlenmiş kurallara aykırı olmasından motorcular.com hiçbir şekilde sorumlu değildir. Sorularınız için ilan veren üyeler ile irtibata geçebilirsiniz.

Başa Dön